Kategori arşivi: GoyGoy

Yatırımcılar ekrandan gözlerini ayıramıyor! Kripto paralarda yükseliş hareketi

Kripto para piyasalarında sert düşüş sonrasında hafif toparlanma eğilimi görülüyor. , Ethereum liderliğinde başlayan düşüş trendi yüzde 50’nin üzerinde kayıpla tamamlandı.

Kripto para birimlerinden Bitcoin yüzde 3’e yakın yükselişle 39 bin dolara yaklaşırken Ethereum ise yüzde 4 primle 2820 seviyelerinden işlem görüyor.

COINBASE HEYECAN YARATTI

Dogecoin fiyatlarında da yükseliş yeniden başladı. Milyarder iş adamı Elon Musk’ın açıklamalarıyla yön bulan kripto para Dogecoin yüzde 3’ün üzerinde primle 0.42 dolar seviyesinde işlem görüyor.

Yatırımcılar, dev kripto para borsası Coinbase’in Pro hizmetinin Dogecoin’i alım-satıma konu edecek olması piyasalarda heyecan yarattı. Geçtiğimiz hafta 0.33 dolar seviyesinde bulunan Dogecoin kısa sürede yüzde 33 oranında kazandırmış oldu.

Kripto haberleri

MUSK’IN AÇIKLAMALARIYLA YÜKSELİŞMİŞTİ

Geçtiğimiz ay yapılan SNL organizasyonunda önemli açıklamalarda bulunması beklenen ancak yatırımcıların umutlarını suya düşüren Elon Musk, Dogecoin’e yönelik spekülatif yayınlarına devam ediyor. Sosyal medya platformu Twitter üzerinden açıklamalar yapan Musk, SNL organizasyonu öncesinde yaptığı açıklamalarla Dogecoin’i 0.74 dolara kadar yükseltmişti.

YASAKLAMALAR KRİPTO PARALARA İLGİYİ AZALTIYOR

Çin ve İran’ın kripto paralara karşı olan tutumları nedeniyle ve regülatörlerin yasal düzenlemeler hazırlamasından dolayı yatırımcılar kripto para piyasalarına çekinerek girmeye başladı. Yükselişlerde karlarını alarak çıkış yapan yatırımcıların yeniden piyasaya giriş yapması bekleniyor.

Duygusal Bağ Kurmadan Asla Diyorsanız Buraya: 15 Maddede “Demiseksüellik”

Öncelikle açıklayalım; demiseksüel, birine karşı güçlü duygusal bağlar kurmadıkça o kişiyle sevişemeyen kişilere denir.

1. Demiseksüeller “ikincil cinsel çekim” insanlarıdır.

Nedir ikinci çekim? “Birincil cinsel çekim kişinin görünümü, kıyafeti, kişiliği gibi dış niteliklerine dayanırken; ikincil cinsel çekim genellikle romantik bir ilişkiden veya sosyal konumdan ya da ilişkideki kişinin diğerine ne şekilde yakın olduğundan kaynaklanan çekimdir.”

2. Demiseksüeller, Gray-A diye tabir edilen alanın üyesidirler.

Nedir bu gray-A?: Bazen sorunsuz bir cinsel hayata sahip olurlar, bazen hiçbir şey hissedemezler, bazense hissedebildiği halde onu nasıl kullanacağını bilemezler. Seks yapmak, bu isteklerini karşılayacak bir olgu olmayabilir onlar için. Cinsel arzuları onları boşaltacak düzeyde olmayabilir, sadece mastürbasyon yapmaktan zevk alabilirler ya da seks yerine sadece karşı tarafla öpüştüğünü, ona sarıldığını, onun çıplak olduğunu düşünerek, onun yüzünü düşleyerek ya da bunları bizzat kendileriyle yaşayarak boşalabilirler. Ya da seks hayatları herkes gibidir ama sadece cinsel doyum düzeyleri düşüktür; ne olursa olsun boşalamazlar ya da rahatlıkla boşalırlar ama daha az zevk alırlar. Veya uzun süreden sonra partnerlerine güvenerek ve güçlü bir bağlılık hissederek sağlıklı bir seks hayatına sahip olabilirler. Bunların hepsi ayrı ayrı, ayrı kişilerde ya da bir kişide bütün olarak görülebilir. İlişkilerini etkileyecek düzeyde olabilir ya da olamayabilir. Yani çok karışık bir durumdur. Kişi bu şekilde kimse tarafından kabul edilmezse ve bu durumunu düzeltemezse yalnız bir yaşamı kabul etmek zorunda kalır.

3. Demiseksüeller, biriyle yakınlık kurmadan önce onları iyice tanımak, onlarla vakit geçirmek zorundadır.

4. Bir demiseksüel sadece cinsel yakınlık kurmak için değil, yemeğe çıkmak, bir şeyler içmek için bile karşısındaki kişiye karşı derin hisler beslemek zorundadır.

5. Demiseksüeller, seks yapmazlar, sevişirler, hatta “aşk yaparlar”.

6. Demiseksüeller için seks bir amaç değil, sadece bir sonuçtur.

7. Demiseksüel insanlar kesinlikle aseksüel değildir, sadece seks için çok daha fazlasına ihtiyaç duyarlar.

8. Demiseksüeller, seksüeller gibi cinsel odaklı hareket etmezler, sırf birinin dış görünüşünden etkilendikleri için onları arzulamazlar.

Aynı şekilde aseksüeller gibi seksi sadece “kategorik” olarak kötü görmezler, bu zevkin tadını da gerektiği yerde, gerektiği şekilde gayet güzel yaşarlar.

9. Bir demiseksüel için sevişmekte kesinlikle bir sorun yoktur, ancak bunu yaparken partneriyle beraber zevk aldığı diğer şeyleri yapmayı da asla es geçmez.

10. “Aşık olmadan sevişememek” kavramı en basit haliyle demiseksüel kişileri tanımlamaktadır.

11. Bir demiseksüel hayatta tek eğlenceli şeyin seks olmadığının gayet iyi bilir.

Mesela gecenin bir körü uyanıp seks yapmak yerine sokaklarda beraber yürümeyi tercih eder.

12. Demiseksüel biriyle birlikteyseniz, onun cinsel arzularının olduğunu bilmeniz gerekir, sadece o yönünü göstermesi için yeterli güveni, yakınlığı, samimiyeti, vs. ona verememişsiniz demektir.

Öyle ki demiseksüeller bir “nemfomanyak” kadar cinsel arzu yaşayabilir.

13. Demiseksüeller için güven son derece önemli bir olgudur, romantizmden, etkilenmekten, derin duygular beslemekten önce gelir.

14. Demiseksüeller son derece sadık insanlardır ve “tek gecelik ilişki” diye bir kavramın hayatlarında asla ve asla yeri yoktur.

15. Demiseksüellik bir rahatsızlık, bir eksiklik, bir kusur, vs. değildir, bu bir tercihtir.

12 Madde ile Yaşınız İlerledikçe Zaman Daha Hızlı Geçiyormuş Gibi Hissetmek ve Nedenleri

Siz de yaşınız ilerledikçe yılların sular seller gibi akıp geçtiğini hissedenlerden misiniz? Bunun bir sebebi var. 

Kaynak: 1 | 2 | | 4

1. Yapılacaklar listeniz o kadar çok birikiyor ki aklınızı sürekli meşgul ediyor ve ister istemez zaman yetmezliğinden ertelemek zorunda kalıyorsunuz.

Bu ay bütün sorumluluklarınızı bitireceğinizi düşünürken diğer ay gelip çatıyor, zaman yine uçup gitmiş gibi hissediyorsunuz.

2. Geçtiğiniz pazar gününün, hatta ondan önceki pazarın da ne çabuk geçtiğini düşünüyorsunuz.

Gelecek pazar gününün de hızla geleceğini biliyorsunuz.

3. Çocukken akrabaların ne kadar büyüdüğünüzü söylemelerini garipserken şimdi siz aynısını çocuklar için söylüyorsunuz.

Akrabanızın bebeği sanki birkaç ay içinde bambaşka bir çocuk oluvermiştir, oysa aradan sandığınızdan daha fazla vakit geçmiştir.

4. İçinde bulunduğunuz yaşa henüz tam anlamıyla alışamamışken kendinizi yeni yaşınıza girerken buluyorsunuz.

“Demek 25 oldum.” derken bir bakmışsınız ki 26. yaşınızı doldurmak üzeresinizdir.

5. Bir yıl önce ölen ünlü birinin ölüm yıldönümü geldiğinde “O kadar olmuş mu yaa!” diye tepkiler veriyorsunuz.

Birkaç ay olmuş gibi geliyordur ancak aradan koca bir sene geçmiştir.

6. Peki, bütün bunların nedenleri nelerdir?

hbrturkiye.com

Zaman geçsin, gün bitsin ama hayat bitmesin diye düşünüyorsunuz. Çünkü bir şeyleri unutmak ya da bir şeylere ulaşmak amacındasınız. Böyle bir hayata devam ettiğiniz sürece yıllar sonra zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacak olmanız çok doğal.

7. Çocukluk yıllarının dolu dolu hatırlanmasının nedeni, o yıllarda her yaşadığınız olayın bir ilk deneyim olmasındandır.

Beyniniz ilk kez karşılaştığı olayları daha akılda kalacak şekilde kaydeder. Yetişkinlik döneminizde deneyimleriniz azaldıkça benzer olayları hatırlanmaya değer bulmuyorsunuz. Şöyle geriye dönüp baktığınızda çocukluk yıllarındaki anılar ağır basıyor, yetişkinlik dönemindekiler detaylı ve baskın bir şekilde hatırlanmadığı için zaman hızla geçiyormuş gibi hissediyorsunuz.

8. Bunun çözümü ise rutinliği elden geldiğince azaltmak ve sürekli yeni deneyimler yaşamak olacaktır.

Bu rutinliğe sebep olan şey aslında toplumsal sistemdir. Aklınız fazlasıyla doludur; bir yandan işiniz ya da okulunuz, aile hayatınız, gündemdeki olaylar, hobileriniz derken her şey bir döngüye girer ve sıra dışı şeyler yapmaya fırsat bulamaz olursunuz.

9. Yetişkinlik döneminde aslında zamanın bir an önce geçmesini de istersiniz.

Finaller bitse de rahatlasam, şu okuldan mezun olsam da kurtulsam, askerlik bitse de artık bir işe başlasam, bir an önce terfi etsem derken tam da istediğiniz gibi zaman hızla geçiyordur. Bir yandan zamanın geçmesini isterken bir yandan da yılların geçmemesini istersiniz. İşte önemli olan da bu noktada. Amaçlarınız için zamanın geçmesini istiyorsunuz ancak ölüme yaklaşmamak için de zaman geçmesin istiyorsunuz.

10. Rutin yaşayan insan ile dolu dolu yaşayan insan arasındaki zaman farkı nedir?

Rutin yaşayan insan gün içinde çok fazla sıkılır ve günün bitmediğinden şikayet eder. Dolu dolu yaşayan kişi ise o günkü yaşadıklarından keyif aldığı için gün onun için çok hızlı geçer. Fakat bu iki tip insanın son bir yılını ele aldığımızda işler tersine dönüyor ve durumun net sebebi ortaya çıkıyor. Rutin yaşayan kişi son bir yılına baktığında kayda değer bir şey yapmadığı için zaman çok hızlı geçmiş gibi gelirken, dolu dolu yaşayan kişi için o yıl daha uzun sürmüş gibi gelir.

11. Bu ‘algılama’ sadece zaman için değil, fiziksel büyüklükler için de yaş ile beraber değişmektedir.

Mesela; küçükken ilkokulunuzun bahçesi çok büyük gelirken, uzun yıllar sonra orayı gördüğünüzde sanki daha küçük gibi gelir.

Bunun sebebi gayet nettir; şimdiki fiziksel büyüklüğünüzle oransal değişme o bahçeyi daha büyükmüş gibi algılamanıza neden olur. Çocukken zamanın daha yavaş, şimdi daha hızlı geçtiğini düşünme nedenlerinizden biri de budur. 7 yaşındayken yaşanan 1 yıl, hayatınızın 7’de 1’idir; 25 yaşındayken ise 25’te 1’idir. ‘1 yıl’ı algılama şeklimiz bu yüzden de değişiklik gösterir.

12. Bu hissi yaşamak istemiyorsanız yapmanız gereken daha minimalist yaşamaya çalışmak olacaktır.

Gereksiz fazlalıkları atıp yerine değerli şeyleri koyduğunuzda ânı yaşamanın güzelliğini fark edeceksiniz.

Eğer hafta sonu tatilinizin yavaş geçmesini istiyorsanız gününüzü evde televizyon karşısında geçirmeyin. Yeni şeyler deneyin. Pazar gecesi dönüp baktığınızda o iki günün eskisine göre uzun geldiğini göreceksiniz.

Günümüzde haberler, espriler, olaylar, insanlar fast food gibi hızla tüketiliyor. Böyle olunca da haliyle biraz hazımsızlık yapıyor.

Bir sözle noktalamak gerekirse; “Hayatının bir dakikasını boşa harcamaya cüret edebilen biri, hayatın değerini anlamamıştır.” / Charles Robert Darwin

Akrep Kadını ile İlişki Kurmanın Yürek İstediğinin 17 Kanıtı

Karşınızda bir Akrep burcu varsa herhangi bir şey yaparken bir kere daha düşünün.

1. Öncelikle inanılmaz bir çekiciliğe sahiptir. Tanıştığınız ilk andan itibaren etkisi altına girersiniz.

2. Cesurdur ve tuttuğunu koparır. İstediğini elde edene kadar asla vazgeçmez.

3. Şüphecidir. Kimseye asla tam olarak güvenmez. Her zaman görünenin arkasındakiyle ilgilenir.

4. Aşk hayatında paylaşıma ve saygıya önem verir. Karşı tarafta bunları göremezse çekip gider.

5. Hayattaki en büyük aşkı intikamdır. İntikamını ince ince işler. Bin yıl sürse de intikamını almadan hayatına devam etmez

6. Karşısındaki insanın zayıf noktalarını öğrenmek ister. Birgün onun tarafından yaralanırsa o da onu zayıf noktalarından vurmak ister.

7. Sezgileri çok kuvvetlidir. Akrepten gizli hiçbir şey yapamazsınız. Ancak yaptığınızı sanırsınız.

8. Hedefleri doğrultusunda ilerlerken, avının peşindeki aslan gibi sessiz ve dikkatlidirler.

9. Duygularının kontrölünü kaybederse size veya kendisine ciddi zararlar verebilir.

10. Sabit fikirlidir. Fikirlerini değiştirmek, onu bir şeye ikna etmek neredeyse imkansızdır.

11. Tartışmak, haklı çıkmak, kavga, zafer, hepsi akrebin beslendiği durumlardır.

12. İlgi çekmeyi ve etrafında ona hayran insanlar olmasına bayılırlar. Daha fazla ilgi çekmek için gerekirse sizi bile kullanabilirler.

13. Kendilerine acı çektirmek hoşlarına gider.

14. Ortada hiçbir şey yokken kafasında bir sürü şey kurar ve işin kötü yanı bunlara kendisi bile inanır.

15. O istemedikçe onunla ilişkinizi bitirmeniz kolay olmaz. Hayat onun isteklerine göre yürümelidir.

16. Akreplere iyilik yaparsanız iyilik; kötülük yaparsanız kötülük görürsünüz.

17. Kıskançlık ne kelime. Elinde olsa sevdiği insanı cam kafeste saklar.

Ani Bir Kararla Hayvan Sahiplenmeden Önce Kendinize Sormanız Gereken 13 Soru

Önümüz yaz ve insanlar bu yıl her zamankinden daha çok yazlık evlerinde vakit geçirecek. Maalesef bu dönemlerde ani bir kararla hayvan sahiplenmenin sonu genellikle, canların sokağa terk edilmesiyle sonuçlanıyor. Sizin de aklınızda böyle bir fikir varsa bu noktalara dikkat etmenizi tavsiye ederiz.

1. Beraber yaşadığınız insanlar hayvan istiyor mu?

Barınaklar annem istemiyor, erkek arkadaşımın alerjisi var, diye terk edilen hayvan dolu. Hayvan almadan önce beraber yaşadığınız insanın da hayvan isteyip istemediğinden iyice emin olun.

2. Uzun seyahatlere çıktığınızda onlarla ilgilenecek bir tanıdığınız var mı?

Kediler siz olmadan bir süre daha idare edebilir. Fakat özellikle köpekler depresyon diye bir şey yaşıyorlar. Dışarı çıkarılmadıkları tek gün bile çok ciddi bir sorun.

3. Düzenli geliriniz var mı?

Aldığınız hayvan ile yaptığınız çocuk arasında çok da büyük bir fark yok. Üç ay sevip sonra bakamıyorum diye sokağa bırakacaksanız, hiç bulaşmayın.

4. Sahipleneceğiniz hayvanın cinsi hakkında ne biliyorsunuz?

Sahipleneceğiniz hayvanın cinsinin özelliklerini ve yaşadığınız şartları lütfen karşılaştırın. 50 metrekare evde bir çoban köpeği bakmak ve onu sadece kaka yapmaya yarım saat dışarı çıkarmak, büyük bir zulümdür.

5. Sorumluluk almaya hazır mısınız?

Ortalama 15 yıl boyunca bütün hayatından sorumlu olacağınız bir canlıdan bahsediyoruz. Sevgi fedakarlıktır. Buna hazır mısınız?

6. Kediden hediye olur mu?

Bir insana yavru kedi mi hediye edilir, yoksa bir kediye iyi bir sahip mi hediye edilir? Eğer böyle bakarsanız daha sağlıklı bir eşleştirme yapabilirsiniz.

7. Çocuğunuz var mı? Çocuk olduktan sonra hayvanı ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Çocuklar için hayvanlar bir tehlike değil. Fakat siz yine de buna emin değilseniz, en başından hayvan sahiplenmeyin.

8. Çocuğunuz için oyuncak mı bakıyorsunuz yoksa arkadaş mı?

Sonra çocuk sıkıldı diye kapıya koyuyorsunuz. Çocuklarınıza sıkıldıkları canlıları kapıya koymayı öğretirseniz, yaşlandığınızda sizi de kapıya koyabilirler. Her şeyi sizden öğreniyorlar.

9. Kanepeni, koltuğunu ne kadar seviyorsun?

Dişleyecekler, tırnaklayacaklar ve her yere tüy bırakacaklar. Dünyada en çok evinizi seviyorsanız, lütfen evinizle baş başa kalın.

10. Sadece yavru halleri mi size sevimli geliyor?

Üzgünüz ama bunlar büyüyor ve o bayıldığınız halleri geride kalıyor. Daha ağırbaşlı ama hala mükemmel arkadaşlar oluyorlar. Onlarla gerçek bir bağ kurduğunuzda, kedi yaşıyla 75 yaşına geldiklerinde bile size dünya tatlısı geleceklerdir. İyice düşünün.

11. Bu aralar depresyonda mısınız?

Soru ne alaka, diyebilirsiniz. Fakat kedi ve köpekler sizin bu döneminizde doktorunuz ya da oyalanacağınız oyun arkadaşları olamaz. İyileşince artık onlara ihtiyacınız olmadığını düşünebiliyorsunuz. Sahiplenmeden önce iyice düşünmek için kendinize zaman verin.

12. Sahiplenmeden evvel biraz barınak gezmeye, onlarla vakit geçirmeye ne dersiniz?

Hayvan sever olmak için illa hayvan sahibi olmanıza gerek yok. Birçok hayvanın hayatını onları sahiplenmeden de değiştirebilirsiniz. Barınak gezmek, onları sahiplendikten sonra bir daha bırakmamanız için size gereken alt yapıyı verecektir.

13. Sık sık her şeyi bırakıp gitmek istiyor musunuz?

Gidebilen insanlara gerçekten saygı duyuyoruz. Fakat önce o elinizdeki yavru kediyi yere bırakın.

Bonus : Tüm sorulara olumlu cevap vermeseniz bile “Ben onu hiç bırakmayacağım.” diyebiliyorsanız. O zaman durmayın!

13 Madde ile Anadolu’da Bir Köy Evine Misafir Olmak

Hali hazırda köylerde yaşayan eş dostu, akrabası olanların çok bildiği bir şeydir; “köy misafirperverliği”. Gösterdikleri çabanın yarısıyla bile, birçok insan o evlerden gayet memnun ve keyifli bir misafir olarak ayrılır. Özledik…

1. Siz geldiniz diye bayram sofrası kurulur. O evde pişirilebilecek en lezzetli şeyler pişirilir.

En son geçen sene Ramazan Bayramı’nda aynı şeyleri yemişlerdir. Kendilerine hiç hazırlamadıkları sofrayı size hazırlarlar.

2. Varsa durumları büyükbaş, yoksa küçükbaş, hiç yoksa kendilerini keserler. Sizi o evden et yedirmeden göndermezler.

Ya gerçekten bunu yapmaya kalktıklarında onları engelleyin. Çok üzülüyoruz.

3. Yüzde yüz el yapımı 6 ton ağırlığındaki yer yatağı ve yorganlarda uyutulursunuz.

O yorganlar sadece misafirler için günlerce uğraşarak elle yapılmıştır. Evdeki hiç kimse o yorganlarda uyumaz. Misafirin o!

4. Aç kalma pahasına, sanki çok açmışsınız gibi ellerindeki tüm yiyecekleri önünüze yığarlar.

Her yarım saatte bir size “Aç mısınız?” diye sorarlar. Daha bir saat önce sofradan kalkmış olmanızın hiçbir önemi yoktur.

5. Sizi memnun etmek, tok göndermek, rahat ettirmek için çabalayıp dururlar.

Sırtınıza verilen yastıklar, altınızdan eksik olmayan minderler yetmez. Hala sizi rahat edemediklerinden şüphelenirler.

6. Gerekirse yemez, yine sizin önünüze koyarlar. Sizin o pis boğazınızı doyurmaya çalışırlar.

Siz bilmezsiniz ama bazen evdeki son kavurmayı size verirler.

7. Yemezseniz gücenir, yanlış bir şey yaptıklarını düşünürler. Siz yine de çok abartmayın. İnsanların rızkını bitirmeyin.

Önünüze koydukları şeyi yemezseniz üzülürler. Acaba ne eksik, diye düşünüp üzülürler.

8. Hiçbir konuda sizi kırmazlar, gönlünüzü yapmak için ellerinden geleni yaparlar.

Mesela canınız o evde olmayan bir şey mi çekti. Hemen köye haber salınır. O canınızın istediği şey mutlaka bulunur.

9. Onlar için siz hep, açsınızdır.

Bir türlü onları doyduğunuza inandıramazsınız.

10. Kimse o minnoşlara, evinden misafiri aç gönderdi dedirtemez!

Dünyaları yemeniz onları çok mutlu eder. Çok şükür, derler.

11. Kafanızı yan tarafa çevirir çevirmez, çayınız tazelenir. İstemiyorum deseniz bile “olsun” denir. O çay sonsuza kadar tazelenir.

İçmeseniz bile o çay tazelenip durur. Misafirin ağzı boş bırakılmaz tamam mı!

12. Evin en sıcak odasında ağırlanır, en güzel yatağında yatırılır, en rahat köşesine oturtulursunuz.

Evin en değerli insanı sizsinizdir. Tek amaç sizi rahat ettirmektir.

13. Normalde evde o kadar soba yakmadıkları halde, siz üşümeyesiniz diye dünyaları yakarlar.

Ne var ne yok yakarlar. Misafir üşütülmez!

Bonus yolluk: Tabii ki hem yolda yemeniz, hem de evinize götürmeniz için memleketin neyi meşhursa ondan yanınıza koca bir paket verirler.

Evde ne var ne yok, size yedirmişlerdir. İnşallah çok yük olmadınız.

Cennet Ayaklarının Altında! Annenin Bugüne Kadar Sana Hiç Söylemediği 11 Gerçek

İyi ki varsınız. Her gün sizin gününüz olsun!

1. “Acımadı” dese de canı yandı.

Saçını çektiğinde, minicik keskin tırnaklarınla onu tuttuğunda, emzirirken ısırdığında aslında canı yandı. 9 ay boyunca genişleyen karnı, karnındayken senin attığın tekmeler, seni dünyaya getirdiği doğum ve dahası… Bunlar da canını yakmıştı.

2. Onu ağlattın… Hem de çok!

Sana hamile olduğunu öğrendiğinde ağladı. Seni doğururken ağladı. Seni ilk defa kucaklarken ağladı. Mutluluktan ağladı. Korkudan ağladı. Endişelenip ağladı. Ağladı çünkü sen onun bir parçasıydın. Senin üzüntünü de mutluluğunu da, en az senin kadar hissetti. Sen farkında olsan da olmasan da, hem mutluluğu hem hüznü paylaştınız.

3. Aslında kalan o yemeği ya da son pasta dilimini yemek istemişti.

İstemişti ama senin kocaman gözlerle bakıp yutkunduğunu görünce, senin ondan çok daha mutlu olacağını anladı. Kalan son pasta dilimini/ yemeği “Zaten yemeyecektim.” dedi. Sen de inandın.

4. Mükemmel olmadığının farkında. Unutmadan; hiç kimse mükemmel değil.

Anneler hatalarını, kusurlarını hepimizden daha iyi biliyor. Kendilerini hepimizden daha acımasızca eleştiriyorlar. Özellikle konu çocuklarıysa… 

O, konu sen olduğunda hiçbir hata yapmayan, mükemmel anne olmak istedi. Fakat insan olduğu için hatalar yaptı. Muhtemelen hala kendini affetmek için çaba gösteriyor hatta mümkün olmasa da zamanı geri almak ve olanı biteni değiştirmek istiyor. 

Bu yüzden sen iyisi mi annenin elinden gelenin en iyisini yaptığını ve senin için en mükemmel anne olduğunu unutma.

5. İçinde her zaman bir korku/ endişe vardı, hala var.

Sana hamile kaldığı andan itibaren seni korumak için tüm gücünü kullandı. Aslında belgesellerde gördüğün o vahşi yaşamdaki annelerden farkı yok. 

Sen ilk adımlarını atarken onun kalbi duracak gibi oldu. Eve sağ salim vardığını görene kadar hop oturup hop kalktı. Belki seni balkonlarda bekledi. Sabahın köründe yalnızca seni uğurlamak için yatağından kalktı. Ateşin varsa bütün gece başında bekledi. Sabah evden aç karınla çıktıysan bunu senden çok dert etti. İlacını içtin mi, sıkı giyindin mi, paran var mı… Bunlar sadece en çok sözü edilenler, yazarak bitiremeyeceğimiz kadar çok daha fazlası var.

6. Aksini söylese de onun kalbini kırdın, hem de birçok kez.

Ona istemeden kötü bir söz söyledin, sözünü tutmadın, sesini yükselttin… Önemli değil dedi ama önemliydi. Çünkü sen önemlisin. Kalp kırıklığı geçiyor ama sen yine de daha dikkatli ol.

7. Sen uyurken seni izliyordu.

Sen uyu diye dualar etmiş, ninniler söylemiş olabilir. Ancak sen uyuyunca da bütün yorgunluğuna rağmen dünyanın en güzel yüzünü, yani seni seyrediyordu. Yorgun gözleriyle seni seyrederken de hep imkansız sandığı o kocaman sevgiyi tecrübe etti.

8. Seni 9 aydan daha uzun süre taşıdı.

Yemek yerken, ev temizlerken, uyurken… Seni hep taşıdı. Çünkü tek yolu buydu. Hem de hep yanında ol istedi tabii. Onun kollarındayken hep sevildiğini hissettin.

9. Yine olsa yine yapardı.

Anne olmak bir insanın yapabileceği en zor şeylerden ve kimi zaman sınırların zorlanmasını gerektiriyor. Ağlıyorsun, üzülüyorsun, deneyip yanılıp sonra öğreniyorsun… Ama bir kalbin sahip olabileceği en büyük sevgiyi de anne olarak tecrübe ediyorsun. 

Tüm anneler dünyanın en büyük sevgisinin çekilen acılara, uykusuz gecelere ve saymakla bitiremeyeceğimiz tüm emeklere değdiğini bilir. Tam da bu yüzden yine olsa yine yapardı diyoruz.

10. Sen her ağladığında o senden daha fazla üzüldü.

Senin gözyaşlarıyla dolu üzgün suratından daha hüzünlü bir sahne, hıçkırıklarından daha üzücü bir ses yok onun için. Hatta şöyle dersek abartmış olmayız: Sen ağladığında annenin kalbi binlerce parçaya bölünüyor.

11. Seni her zaman ilk sıraya koydu.

Bazen yemek yemeden, duş almadan hatta uyumadan hayatını sürdürdü. Çünkü sen ondan da önemliydin. Kimi zaman tüm gününü senin ihtiyaçlarını karşılamaya ayırdı ve günün sonunda kendisi için enerjisi bile kalmadı. Ertesi gün uyanıp yine aynısını yapmak için ise hazırdı. Hala hazır. Çünkü sen onun için fark edebileceğinden çok daha mühimsin.

BONUS! Annen onu ne kadar çok sevdiğini daha çok duymayı hak ediyor.

Hemen yanındaysa ne mutlu sana ama yoksa belki bir telefon, belki bir dua…

Kıvırcık Saçlı Bir Kızla Birlikte Olmanın İnkar Edilemez 10 Güzel Tarafı

Saçmalama bunun ne gibi bir faydası olabilir ki diye düşünen arkadaşlar içeriğin sonunda kıvırcık beyaz tenli minyon kız arayışına girmezse bu işi bırakırım.

1. Kıvırcık saçlı kızların ekseriyeti son derece neşeli, pozitif ve keyifli insanlardır, haliyle bunun size bulaşması kaçınılmazdır.

2. Kıvırcık saçlı kızların kendileriyle en barışık insanlar olduğu bir gerçektir, bu da sizi olumsuzluklar mücadelede daha güçlü kılar.

3. Saçlarının kendilerine kattığı güzelliğin farkında olan kıvırcık saçlılar bu nedenle her daim güzeldir, bu da size keyif verir.

4. Saçlarıyla ilgili yaptıkları herhangi bir değişikliği anında fark edersiniz bu da gereksiz gerginliklerden sizi uzak tutar.

5. Saçlarıyla ilgili yapabilecekleri kısıtlı olduğundan banyoda iki saat durmaz, bir yere giderken sizi dakikalarca bekletmez.

6. Saçlarını okşarken oluşan elektrik tüm negatif enerjinizi alır.

7. Saçlarındaki şampuan kokusu günlerce geçmez, size doya doya güzel koku alma imkanı sunar.

8. Saçlarını kabartmak, sönük görünümünü engellemek gibi çabaları olmadığından sizinle çok daha fazla vakit geçirir.

9. Saçları zor uzadığı veya uzasa da belli olmadığı için kuaförde harcanan vakit size kalır.

10. Türkiye’de çok nadir bulunuyor olması bulunduğunuz her yerde size kendinizi özel hissettirir.

Ağzının Ayarı Olmayanlar İçin 13 Maddeyle “Nelerle Alay Etmemeliyiz?”

Özellikle sosyal medyada oldukça ayarsız yorumlarla karşılaşabiliyoruz. Bu yorumları bazıları ‘ifade özgürlüğü’ olarak tanımlayabiliyor. Fakat neredeyse hiçbirinin ifade özgürlüğüyle ilgisi yok, alenen nefret söylemi. Bunun ayrımını yapamıyorsanız bu maddeleri mutlaka okumalısınız!

1. Fiziksel özellikleri alay konusu etmemeliyiz. Bir insana “Şişko” diye hakaret etme hakkımız yok. Fazla kilo sizi rahatsız ediyorsa kilo almamaya bakın, başkasının kiloları bizi ilgilendirmez.

Sadece kiloyla kalsa iyi; kellikle, göz sorunlarıyla, mesela büyük kalçayla alay etmek gibi yanlışlara sık sık düşüyoruz. Aynaya dönüp baktığımızda kendimizde onlarca benzer şey bulabilecekken üstelik.

2. Psikolojik rahatsızlıkları alay konusu etmemeli, hakaret ifadeleri olarak kullanmamalıyız. “Kanserliye bak ya nihoho” diyor muyuz? Hayır. O zaman “Bipolar deli ya” da dememeliyiz.

“Onda zaten bipolar var”, “Depresif salak yhaa” gibi hakaret biçimlerine günlük hayatta sık sık rastlıyoruz. Hastalıkla alay etmek başlı başına bir hastalıktır.

3. Cinsiyeti, cinsel yönelimi sebebiyle bir insana hakaret etmemeli, bunları hakaret tabirleri olarak kullanmamalıyız.

Nelerden bahsettiğimi herkes çok iyi biliyor esasında. Birini aşağılamak için ona “Homo” demenizin esasında aşağılayıcı bir yanı yok. Eşcinsellik, kadınlık, erkeklik, translık, biseksüellik, aseksüellik ve daha nicesi sizi başkasından üstün veya aşağı kılmaz. O yüzden “Karı gibi konuşuyor” derken bir dönüp yanımızda oturan sevgilimize bakalım. Veya “Erkek değil mi, hepsi şrfsz” derken çayını içen babamıza göz atalım. “Dönme”, “İbne” ve benzeri şekillerde hakaret etmek hiçbirimizin haddi değil.

4. İnsanların medeni hallerinden bize ne? Bir insan bekar mı, dul mu, evli mi hiçbirimizi alakadar etmez! “Evde kalmış kız kurusu” demeden evvel bir düşünelim.

5. Engelli insanlar kusurlu değillerdir, hakaret tabirine malzeme olacak hiçbir yanları yoktur. Ne acınmaya ihtiyaçları vardır, ne de yerilmeye. “Özürlü”, “Sakat”, “Spastik” demeden evvel bunu düşünmekte fayda var.

6. Hiç tanımadığımız bir insanın kılık kıyafeti bizi zerre alakadar etmez. Kimsenin zevki bize uymak zorunda değil. Herkes aynı giyinse dünya tek tip formayla gezen insan cennetine döner. “Bana ne” demeyi öğrenmek lazım.

7. İnsanların meslekleri bir alay konusu veya hakaret gerekçesi değildir. “Çöpçü!” diye bir “hakaret” var örneğin. Emekçi insanları yaptıkları işten ötürü aşağılamanın elle tutulur bir yanı yok.

8. İnsanların kendi bedenleriyle ilgili verdikleri kararlar alay konusu olamaz, hakaret tabirine dönüşemez. “Erkek gibi saçını kazıtmış”, “Karı gibi küpe takıyor” İki günahı aynı anda işliyor oluruz.

Yok “başını kapamış”, yok “kıçını açmış”, tüm bunlardan bize ne? Kişinin kendi tercihi, saygı duymakla yükümlüyüz.

9. Bir insanın ismiyle alay etmemeliyiz. Bu isimler bize ailelerimiz tarafından konuyor. “Berkcan”lar “Satılmış”larla, “Satılmış”lar “Okşan”larla alay etmemeli.

Burada parantez açıp, meşhur “Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizisine de değinelim. Özellikle futbol kültüründe tecavüz “şaka”larından geçilmezken bu isim sıkça pankartlarda karşımıza çıkıyor. İsmi “Fatmagül” olan insanların çektiklerini varın siz düşünün.

10. İnsanların maddi durumları kesinlikle bir alay konusu değildir. “Fakir” diyerek birine aşağıladığınız olursa aklınızda bulunsun, bu adaletsizliğin nedeni o insanlar değil.

11. Dini inançlar ve aynı şekilde dinsizlik birer hakaret malzemesi olmamalıdır. Dünyada binlerce din var, birine “Dinsiz” diye hakaret ettiğimizi sanırken aslında durum tespiti yapıyoruz. Hakaret boşa gidiyor yani, o yüzden etmemek en güzeli.

12. İnsanları mensup oldukları milliyetten ötürü küçümseyemez, söz konusu milliyeti hakaret tabiri olarak kullanamayız. İnsanların ırkından, renginden, milliyetinden bize ne? Kimse kimseye üstün değil.

13. Hepimiz sık sık bu hataya düşeriz. ‘Adi köpek’ deriz mesela. Esasında köpekler insanın en iyi dostudur.

Bu ifadeyi bir kere daha düşününce aslında ne kadar gereksiz ve yanlış olduğunu zaten fark edeceksiniz.

Bonus: Tacizin ve tecavüzün hiçbir surette şakası olamaz, bu şiddet eylemleri bir alay konusuna veya hakaret tabirine dönüşemez. Çünkü bunların “komik” veya “aşağılık” hiçbir tarafı yok.

Taciz ve tecavüz çok ciddi şiddet eylemleridir. Birine “S*k*k” demeden evvel bir açıp anlamına bakmak lazım. Özellikle futbol camiasında tecavüz “şakalarından” geçilmiyor. Bir taciz ya da tecavüz mağdurunun “aşağılık” ya da “aşağılanacak” hiçbir tarafı yoktur.

Toplumda Kadın Erkek Eşitliğinin Sağlanması İçin Kafalarımızda Değiştirmemiz Gereken 7 Düşünce

Kadın ve erkeklerin eşit hak, imkan ve olanaklara sahip olduklarını düşünmek bize artık eskisi kadar uzak değil! Düşünce, söylem, bakış açısı ve giyim kuşamla ilgili konularda kimse kimseye karışmaz, ön yargıyla yaklaşmazsa eminiz çok daha güzel yarınlar bizim olacak! Öyle ki toplumsal cinsiyet eşitliğinin farkında olan kadınlar giyim kuşamlarıyla ilgili söylenenlere #BanaYakışırKimKarışır demeyi şimdiden başarıyorlar!  Şimdi gelin birlikte bu eşitliğin sağlanması ve daha iyi yerlere gelebilmesi için değiştirmemiz gereken düşünceleri birlikte inceleyelim.

1. İş hayatında yönetici denilince akla ilk olarak erkeklerin gelmesi.

Bu cinsiyetçi algı her alanda olsa da iş hayatında çok daha yoğun şekilde görülmektedir. Yapılan araştırmalara göre çoğu iş yerinde kadın çalışanlar erkek çalışan sayısına göre daha az ve maaş dağılımında erkeklere göre daha düşük bir maaş almaktadırlar.

2. Kadınların giyim tarzlarına göre onları tanımadan onlar hakkında bir fikir edinilmesi ve bir etiket oluşturulması.

21.yüzyılda olmamıza rağmen ne yazıkki ”halen” toplu taşımada şort giydiği için dayak yiyen kadınların olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Halbuki düşünülmesi gereken şey çok basit: ”Kim nasıl mutlu oluyorsa, öyle giyinsin.” Yani bu düşünce sisteminin eğitimle de alakası yok. Yapılması gereken tek şey ”bilinçli” olabilmek ve kadınların da korkmadan #BanaYakışırKimKarışır diyebilmesi.

3. ”Elinin hamuruyla erkek işine karışma.”, ”Kızını dövmeyen dizini döver.” gibi günümüze kadar nasıl geldiğini anlamlandıramadığımız, tarihi geçmiş cümlelerin artık kullanılmaması.

Doğrudan kadın davranışlarını hedef alan ve kadınları aşağılayan bu sözlerin  günlük hayatta oldukça normalmiş gibi kullanılmasının ortadan kaldırılması her şeyi değiştirmese de birçok şeyi değiştirecek. Bunu ben nasıl değiştireceğim diye düşünüyor olabilirsiniz hemen açıklayalım. Atalarımız zamanında ”Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”da demiş değil mi? Bu konu tam da böyle işte. Bir kişi ses çıkarınca bir şey değişmez belki ama ne kadar çok insan bu kullanımların yanlışlığının farkına varırsa o kadar iyileşir toplum zamanla…

4. Kullandığımız sözcük ve benzetmelerin, “Erkekler ağlamaz”, “Hanım hanımcık ol” gibi cinsiyetçi kalıplar taşıması.

Bu tutumun dilimize işlediğinin bir başka göstergesi de bunlar.

5. Para kazanmak yalnızca erkeğin sorumluluğudur düşüncesi.

Bu düşünceyi kadın istihdamlarının artmasıyla birlikte biraz daha aşmış gibi gözüksek de halen birçok iş yerinde kadın yönetici oranı oldukça az ve aynı işi yapsalar dahi kadınların maaşları erkeklere göre daha düşük.

6. Renklerin kız-erkek rengi diye ayrılması.

Neye göre? Mesela bir bebek doğduğunda eğer kızsa  her yer pembe, erkekse de masmavi donatılır. Bu iki renk dışında , başka bir çok renk de bilinçaltımızda bu şekilde ayrılır. Bu algının neye göre ya da ne zaman ortaya çıktığı hala açıklanabilmiş değil.

7. Evlilik teklifi, çıkma teklifi gibi bir takım önemli ilişkisel adımları erkeğin atması gerektiği gibi düşüncelere sahip olmamız.

Oysa ilişki iki taraflı yaşanan bir şeydir ve hangi taraf ne istiyorsa, yine bunu en romantik şekilde dile getirebilir.

Erkek giyim markası denilince akla ilk gelenlerden olan ve %50’si kadın çalışanlardan oluşan AVVA, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yakışır bir harekete imza atıyor!

Kadınların, erkek ceketi, kadın pantolonu gibi kıyafet ayrımlarına gitmeden beğendiği, sevdiği kıyafeti giyebileceğini vurgulayarak, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemine dikkat çekiyor! Giyim konusunda alışılagelmiş kalıpları yıkarak, kadınlara cesaret veren kampanya #BanaYakışırKimKarışır diyor!